NEŞİDE ŞAHİN
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü… Takvimde küçük bir gün gibi durur ama arkasında koca bir yük, koca bir hikâye vardır. Dışarıdan bakınca çoğu insan için gazetecilik; elinde mikrofon, boynunda fotoğraf makinesi, sosyal medyada paylaşılan “son dakika”lardan ibaret sanılır. Oysa işin mutfağı bambaşkadır. Uykusuz geceler, yarım kalan sofralar, çalan telefonla bölünen hayatlar vardır bu işin içinde.
Gazetecilik, saat tutmaz. Bayram dinlemez, tatil bilmez. Herkes evinde çayını koyup ayağını uzattığında, bir gazeteci bir olay yerinde ayakta bekler. Herkes sıcağa kaçtığında, o yağmurun altında not alır. Bazen sabaha karşı gelen bir haberle yatağından fırlar, bazen çocuğunun doğum gününü kaçırır. Çünkü “haber beklemez” derler ve gerçekten de beklemez.
Ama mesele sadece koşuşturma da değil. Gazeteci olmak biraz da omuzlarında yük taşımak demek. Doğruyu yazma yükü… Kimseyi kırmadan ama kimseyi de kandırmadan anlatma sorumluluğu. Kimi zaman alkış yerine eleştiri, teşekkür yerine hakaret almak. Herkesin konuştuğu yerde susmak, kimsenin konuşamadığı yerde söz almak. Kolay iş değildir bu.
Halk arasında sıkça söylenir: “Kalemi güçlüymüş.” O kalemin gücü, aslında cesaretten gelir. Yanlışa yanlış demekten, haksızlığın karşısında durmaktan. Bazen bir yazı yüzünden dost kaybedilir, bazen bir haber yüzünden kapılar kapanır. Ama gazeteci yine yazar. Çünkü yazmazsa içi rahat etmez.
Çalışan gazeteci demek, masa başında oturup ajans kovalayan da demek, sokakta vatandaşın derdini dinleyen de. Kimi zaman bir köy yolunda çamura bata çıka gider, kimi zaman bir hastane koridorunda sabaha kadar bekler. Acıyı da görür, sevinci de. Bir annenin gözyaşına da tanık olur, bir çocuğun gülüşüne de. Hepsini kalbine koyar ama yazarken aklını kullanır.
10 Ocak’ın anlamı işte burada başlar. Bugün, “siz varsınız” demenin günü… Çok yüksek sesle söylenmese de küçük bir omuz dokunuşu gibi... “Emeğini görüyoruz” demektir. Çünkü gazetecinin emeği çoğu zaman görünmez. Bir haberin arkasında kaç telefon görüşmesi, kaç reddedilme, kaç uykusuz gece olduğunu kimse bilmez.
Bir de işin ekonomik tarafı vardır ki, pek konuşulmaz. Gazetecilik, çoğu zaman maddi olarak da zorlu bir meslek. Maaşı geciken, sigortası eksik yatan, emeğinin karşılığını alamayan çok gazeteci var. Buna rağmen bırakmazlar. Çünkü bu iş biraz da gönül işi... Kalpten yapılır.
Halkın sesi olmak kolay laf ama zor iştir. Çünkü halk çoktur, dert çoktur. Herkesin derdi haklı ama hepsine aynı anda yetişmek mümkün değil. Gazeteci bazen arada kalır, bazen yalnız hisseder. Ama yine de yazmaya devam eder. Çünkü bilir ki bir kişi bile okusa, bir kişi bile “iyi ki yazmış” dese yeter.
Bugün gazetecilik sadece gazetede ya da televizyonda yapılmıyor. Dijitalde, sosyal medyada, her yerde bir mücadele var. Bilgi kirliliğiyle savaş, yalan haberle boğuşma, hızla doğruluğu dengeleme çabası… Bu çağda gazeteci olmak belki de eskisinden daha zor. Çünkü herkesin bağırdığı bir yerde doğruyu sakin sakin anlatmak cesaret ister.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, büyük kutlamalardan çok küçük hatırlamalarla anlamlı... Bir “kolay gelsin”le, bir “emeğinize sağlık”la. Çünkü gazeteci, takdir edilmekten çok anlaşılmak ister. Neden yazdığını, neden sorduğunu, neden ısrar ettiğini.
Bu vesileyle; gece gündüz demeden çalışan, kalemini vicdanıyla tutan, halktan yana olmaya çalışan tüm gazetecilerin günü kutlu olsun. Kalemleri kırılmasın, yolları açık olsun. Çünkü gazetecilik varsa, umut da vardır. Ve umut, bu memleketin en çok ihtiyacı olan şey…