NEŞİDE ŞAHİN
Eskiden Antalya denince akla deniz, güneş, tarih gelirdi. Şimdi direksiyon başına geçen herkesin aklına ilk gelen şey trafik çilesi… Kimi “İstanbul trafiğini aratıyor” diyor, kimi “Bu gidişle arabayı satıp bisiklete döneceğiz” diye espri yapıyor. Ama işin şakası bir yana, kentin trafik derdi her geçen gün büyüyor.
Eskiden Lara’dan merkeze 15 dakikada gidilirdi. Şimdi aynı yol bir saate çıktı. Işıklar caddesi desen dolup taşıyor, Konyaaltı desen kilit. Okul saatinde ya da mesai çıkışında arabaya binenin vay haline. Navigasyon da şaşırmış durumda; “En kısa yol” diye önerdiği güzergâh bile artık kıpkırmızı.
Turizm şehri Antalya’ya son yıllarda göç üstüne göç geldi. Yerli halk yetmiyormuş gibi yazın yabancı turistler de ekleniyor. Bir de üzerine neredeyse her evde iki araba olunca yolların yetmemesi kaçınılmaz oldu. Kavşaklarda kuyruk, otoparklarda kavga, dar sokaklarda klakson sesinden geçilmiyor.
Hadi diyelim arabayı bırakıp toplu taşıma kullanalım. Ama o da dert. Otobüsler tıklım tıklım, tramvay zaten belli bir hattın dışında yok. Yeni hatların yapılması konuşuluyor ama vatandaşın bekleyecek hali kalmadı. Hele yaz sıcağında klimasız otobüse binmek, işkenceden farksız.
Antalya büyürken yollar aynı kaldı. Her yere rezidans dikildi ama o binalardan çıkacak araçların nereye park edeceği, hangi yoldan gideceği düşünülmedi. Kavşak projeleri de pansuman gibi; bir yeri açıyorsun, başka yer tıkanıyor. İstanbul’un “trafik çilesi” diye ünlenen hâli, Antalya’da hızlı bir şekilde sahneleniyor.
Vatandaşın hali ortada! “Sabah işe gitmek için 7’de çıkıyorum, 9’da zor varıyorum” diyen de var, “Çocuğu okula bırakıp işe yetişmek imkânsız” diye isyan eden de. Hatta kimi “Bir yere misafirliğe gideceğim, yolu hesaplamak için neredeyse astrologdan randevu alacağım” diyerek alaycı bir dille tepkisini gösteriyor. Halkın dilinde artık “Trafik yüzünden Antalya çekilmez oldu” lafı dolaşıyor.
Aslında çözüm var. Toplu taşıma ağı genişletilmeli, otopark sorunu çözülmeli, yeni yollar açılırken sadece bugünü değil geleceği de hesaplamak gerekiyor. Ama en önemlisi, şehir planlaması ranta göre değil halkın yaşamına göre yapılmalı. Yoksa Antalya’nın güzelim sahilleri, palmiyeleri, tarihi eserleri unutulacak; şehrin adı sadece trafikle anılacak.
Antalya trafiği şimdiden İstanbul’u yakaladı. Eğer akılcı çözümler üretilmezse, çok yakında sollayacak.