NEŞİDE ŞAHİN
Dünya öyle bir dönemden geçiyor ki, sabah kalkıp haberleri açtığınızda “acaba bugün nerede savaş çıktı, hangi ülke krize girdi?” diye düşünüyoruz. Küresel belirsizlikler, savaşlar, ticaret kavgaları… Bunların hepsi sadece ekranlarda gördüğümüz görüntülerle kalmıyor; cebimize, mutfağımıza, market sepetimize kadar giriyor. Türkiye ekonomisi de bu dalgalı denizden nasibini fazlasıyla alıyor.
Ortadoğu’da bir çatışma çıksa, petrol fiyatları bir anda fırlıyor. Petrol artınca akaryakıt zamlanıyor, tarladan pazara taşınan domatesin fiyatı bile yukarı çıkıyor. Çünkü kamyoncu mazotu pahalıya alıyor, bu da en sonunda vatandaşa yansıyor. Yani savaş sadece cephede olmuyor, bizim cebimizde de oluyor.
Küresel belirsizlikler yatırımcıyı ürkütüyor. Yabancı sermaye güvenli liman arıyor, “dolar” dediğimiz yeşil kağıda koşuyor. Dolar yükseldikçe Türkiye gibi ithalata bağımlı ülkeler sıkıntıya giriyor. Telefon, araba, bilgisayar derken neredeyse her şey dışarıdan geliyor. Kur artınca fiyatlar şişiyor, alım gücü düşüyor.
“Peki hiç mi iyi tarafı yok?” diye soran olabilir. Döviz artınca ihracatçı teoride avantajlı olur ama iş öyle kolay değil. Çünkü savaş demek, lojistik zorluk demek. Mallar limanda bekliyor, yollar kapanıyor, pazarlar daralıyor. Avrupa’daki durgunluk da üstüne eklenince ihracatçının işi daha da zorlaşıyor.
Türkiye’nin en önemli gelir kapılarından biri turizm. Ama savaş haberleri çıktığında, yabancı turist iki kere düşünüyor. “Acaba oraya gitsem güvenli olur mu?” diyor. Birkaç günlük tatil uğruna risk almak istemiyor. Bu da otelciden esnafa kadar herkesi etkiliyor.
Ekonomi sadece rakam değil, güven meselesi de. İnsanlar belirsizlik içinde geleceğe umutla bakamıyor. Harcamak yerine kısmaya çalışıyor, bu da piyasanın çarklarını yavaşlatıyor. Belirsizlik arttıkça tedirginlik büyüyor, bu da zincirleme şekilde ekonomiyi zorluyor.
Elbette çözüm kolay değil. Ama Türkiye gibi genç nüfusu olan, üretim potansiyeli yüksek ülkeler için fırsatlar da var. Belirsizlik döneminde üretim ve tarıma ağırlık vermek, kendi kaynaklarına güvenmek en akılcı yol. Dünya karışıkken güçlü duran ülke, uzun vadede kazanan olur.
Sonuç olarak; dünyadaki her kriz, her savaş, her belirsizlik bizim mutfak masamıza kadar geliyor. Türk ekonomisi bu fırtınalı denizde ayakta durmaya çalışıyor. Bizim için önemli olan, bu dalgalarla boğuşurken dümeni sağlam tutmak. Çünkü küresel fırtına bitmez; mesele, gemiyi batırmadan yol alabilmek.