NEŞİDE ŞAHİN
Bugün elimizde bir rapor var. DİSK/Genel-İş Emek Araştırma Dairesi’nin hazırladığı, adı da aslında her şeyi anlatıyor… “Gençler İşsizliğe Mahkûm!” Kulağa sert geliyor değil mi? Ama ne yazık ki gerçek bundan daha sert. Çünkü bu rapor, her on gençten altısının işgücü piyasasının dışında kaldığını söylüyor. Yani gençlerin çoğu ya işsiz ya da iş aramaktan umudunu kesmiş durumda.
Bir düşünelim. Bu ülkenin geleceği dediğimiz gençler… Onlara “okuyun, çabalayın, bir meslek sahibi olun” diyoruz. Sonra ne oluyor? Üniversiteyi bitiriyor, diplomasını eline alıyor ama iş bulamıyor. Ya da bulsa bile öyle güvencesiz, öyle düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyor ki, hayata tutunmak iyice zorlaşıyor.
Raporda özellikle dikkat çeken bir nokta var: cinsiyet eşitsizliği. 15-24 yaş arasındaki erkeklerin istihdam oranı yüzde 51,7 iken, kadınlarda bu oran yarıya bile ulaşmıyor; sadece yüzde 26,4. Yani genç bir kadın olmak, Türkiye’de iş bulmak açısından iki kat daha zor demek. Hem işsizlikle uğraşıyorsun, hem de toplumun sana biçtiği “evde kal” rolüyle. Kısacası, hem eğitimde hem de işte önüne duvarlar örülüyor.
“Genç işsizliği dünyanın her yerinde var” diyebilirsiniz. Doğru, ama bizdeki tablo çok daha ağır. Türkiye’de genç işsizlik oranı yüzde 17,4. Bu, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 14,5’in üstünde. OECD ortalaması mı? O da 10,5. Biz neredeyse iki kat daha kötüyüz. Düşünün, Almanya’da genç işsizlik yüzde 5,8. Japonya’da sadece yüzde 4,1! Bizimkinin dörtte biri bile değil. Yani mesele “genç işsizliği her yerde var” değil, bizdeki durum çok daha kronik, çok daha yapısal.
Bu hale gelmemizin birkaç sebebi var. Eğitim ile iş piyasası arasında kopukluk var; üniversiteler mezun veriyor ama piyasada o diplomalara uygun iş yok. Sanayisizleşme büyük sorun; üretim yok, fabrika yok, ar-ge yok. Çalışacak alan daralıyor. Taşeron ve güvencesiz iş düzeni hâkim; iş bulan da sürekli işsiz kalma korkusuyla yaşamak zorunda. Üstelik sendikasızlık gençleri daha da çaresiz bırakıyor; haklarını arayamıyorlar. Sonuçta gençler umutlarını yitiriyor, “ne iş olsa yaparım” diyen bir gençlik yaratılıyor.
Sorun büyük ama çözümsüz değil. Öncelikle gençlere güvenceli, insanca yaşam sağlayacak işler yaratmak gerekiyor. Bunun için de üretime, sanayiye, teknolojiye yatırım şart. Eğitim sistemi ile işgücü piyasası arasında köprü kurulmalı. Gençler sadece diplomalı işsiz olmamalı. Kadınların istihdama katılımı için özel politikalar üretilmeli; kreş desteği sağlanmalı, eşit işe eşit ücret uygulanmalı, ayrımcılığa karşı ciddi yaptırımlar getirilmeli. Ve en önemlisi, gençlerin sesini duymak lazım. Çünkü bu mesele sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir yara. İşsiz kalan genç gelecek planı yapamıyor, evlenemiyor, yuva kuramıyor, hayal bile kuramıyor.
Türkiye’de genç işsizliği sadece gençlerin sorunu değil; hepimizin sorunu. Çünkü bu ülkenin geleceğini belirleyecek olan onlar. Eğer gençleri işsizliğe mahkûm edersek, aslında geleceğimizi de işsiz bırakıyoruz. Bugün Japonya, Almanya gibi ülkelerde genç işsizliği yüzde 4’lere düşmüşse, bu tesadüf değil. Planlama, yatırım, adaletli paylaşım var. Bizde de olabilir. Yeter ki gençlere “sabret” demek yerine, “gel, üret, söz sahibi ol” diyebilelim.