NEŞİDE ŞAHİN
Her gün sosyal medyada, haberlerde, bazen de bizzat sokağımızda; kulaklarımızı delen ama bir türlü duymadığımız bir çığlık yükseliyor: Hayvanların sessiz çığlığı.
Kimi zaman bir köpek yol kenarına atılmış, kimi zaman bir kedi yakılmış, dövülmüş, gözleri oyulmuş... Ve biz, sadece ekranlarımızdan üzülerek bakıyoruz. Birkaç saniyelik öfke, bir iki kelimeyle ifade edilen üzüntü ve sonra günlük hayata dönüş… Oysa onlar, yaşamak istiyor. Bizimle değilse bile, bizden uzak ama barış içinde.
Hayvanlara uygulanan şiddet artık münferit olaylar olmaktan çıktı. Bu bir sistem sorunu. Bir vicdan meselesi. İnsanların "güçlü olan haklıdır" anlayışına tutunarak, kendinden zayıf olana yönelttiği bu şiddet; sadece hayvanlara değil, insanlığımıza da atılmış bir tokattır. Bugün bir sokak köpeğini tekmeleyen, yarın bir çocuğa, bir kadına, bir yaşlıya da aynısını yapabilir. Çünkü şiddet bulaşıcıdır ve sınır tanımaz.
Sokaktaki bir cana eziyet eden kişinin elini kolunu sallayarak dolaşabildiği bir toplumda, adaletten söz edilemez. Sadece hayvan hakları yasalarının kağıt üstünde kalması yetmez. Gerçek ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmadıkça, bu vahşet sürmeye devam eder.
Ama yasa kadar önemli olan bir şey daha var: Vicdan. Her çocuğa hayvan sevgisini, yaşam hakkını, merhameti öğretemediğimiz sürece, biz bu sınavı veremeyiz. Çünkü doğa bir bütündür. Kuşların ötmediği, kedilerin sokakta rahatça yürüyemediği, köpeklerin özgürce kuyruğunu sallayamadığı bir dünyada bizim de huzurumuz yoktur.
Artık bir şeyleri değiştirmeliyiz. En azından bir kap mama, bir tas su, bir gölge yerle başlamalı… Ama en önemlisi, sessiz kalan bu çığlıklara ses olmalıyız. Çünkü bu dünyada yalnız değiliz. Ve bu dünyayı sadece insanlar değil, bütün canlılar paylaşıyor.