NEŞİDE ŞAHİN
Her gün yeni bir haber. Televizyonu açıyorsun, sosyal medyaya giriyorsun, gazetelere bakıyorsun: Yine bir kadın öldürülmüş. Kimi boşanmak istedi diye, kimi çalışmak, kendi ayakları üzerinde durmak istedi diye. Kimi giydiği elbiseyi beğenmedi diye, kimi sırf erkeklik gururuna dokundu diye. Sebep aynı; Erkek şiddeti, kadın cinayeti…
Hani biz kına yakardık ya kızlarımız gelin olurken? Sevinç için, uğur için. Ama bugün memlekette kına yakılacaksa, kadınlarımızın tabutuna yakılır oldu. İşte asıl utanç bu.
“Erkek adam yapmaz” diye büyütülen nesiller, “erkek dediğin sözünü dinletir” diye şişirilen egolar, sonunda kadınların hayatını söndürür hale geldi. Şimdi soruyorum: Bu kına kimin elinde? Kim bu ateşi yakıyor?
Devlet dediğin baba gibi koruyacak vatandaşı. Ama kadınlar koruma kararı aldırıyor, polise başvuruyor, defalarca “beni öldürecek” diyor. Yine öldürülüyor. Sonra da biz ekran başında bir dakika üzülüp geçiyoruz. Katilin bahanesi hazır: “Çok seviyordum, kıskandım.” Hadi oradan! Sevgi öldürmez, sahiplenmek öldürür.
Her gün sosyal medyada “bir kişi daha eksildik” yazıyoruz. Ama eksilen kim? Bir evin annesi, bir çocuğun geleceği, bir toplumun yarısı. Kadın gidince yalnız o ev değil, koskoca ülke yoksullaşıyor.
Bakın, mesele sadece ceza değil. Mesele zihniyet. Çocukken kızına “sus, ayıptır”, oğluna “helal olsun, delikanlı” dersen, işte bu cinayetin ilk kıvılcımı o an yanıyor. Sonra büyüyor, koca oluyor, sevgili oluyor, baba oluyor… Ve bir gün karşımıza “fail” diye çıkıyor.
Yani bu yangını söndürmek için hepimizin elinde su var. Devletin, mahkemelerin, okulların, annelerin, babaların… Ama kimse sorumluluk almak istemiyor. Çünkü işimize gelmiyor. Kolaya kaçıyoruz. “Kader” diyoruz, “felek” diyoruz, “sinirlenmiş işte” diyoruz.
Hayır! Bu kader değil, bu cinayet. Bu felek değil, bu zihniyet.
Bir gün gerçekten sevinç için, mutluluk için kına yakabileceğimiz bir ülke olacak mı? Yoksa biz daha çok kadının tabutuna kına yakarken, üç gün üzülüp dördüncü gün unutmaya devam mı edeceğiz?
Unutmayalım: Kadını yaşatmak, toplumu yaşatmaktır. Kadını öldürmekse bu ülkenin geleceğini mezara koymaktır.
Ben bu yazıyı yazarken bile belki bir yerde bir kadın daha öldürülüyor. İşte bu yüzden susmak, görmezden gelmek, alışmak en büyük suç!