NEŞİDE ŞAHİN
Acı haberin ardından yüreklerimiz yandı. Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönmek üzere havalanan C-130 askeri kargo uçağının, 11 Kasım’da Gürcistan’da düşmesiyle 20 kahraman evladımızı şehit verdik. Her birinin geride bıraktığı hayatlar, umutlar, aileler ve hayaller vardı; fakat onlar, görevlerinin başında, vatan için çıktıkları bir yolculukta gökyüzünde şehadete yürüdüler. Bu olayın ardından Türkiye’ye hâkim olan hüzün, yalnızca bir kazanın değil, bir milletin evlatlarını kaybetmesinin acısıdır.
Şehitlerimizin naaşları 13 Kasım Perşembe akşamı Ankara’ya getirildiğinde havalimanındaki sessizlik bile bir dua gibiydi. A-400M uçağının piste inişiyle birlikte, geceye bir ağırlık çöktü; çünkü o uçakta yalnızca bedenler değil, bir milletin yüreği taşınıyordu. Naaşlar, polis konvoyu eşliğinde Ankara Adli Tıp Kurumu’na götürülürken cadde kenarlarında toplanan vatandaşlar ellerinde Türk bayraklarıyla kahramanlarımızı karşıladı. Kimi sessizce ağladı, kimi dua etti, kimi ise gururla dimdik durdu. Bu ülkede acılar da sevinçler de ortaktır; bir şehidin ardından dökülen her gözyaşı, bir milletin ortak kaderine düşen damladır.
Adli tıp işlemlerinin ardından Mürted Hava Üssü’nde düzenlenen tören ise hem hüzünlü hem gurur vericiydi. Bayraklara sarılı tabutlar birer birer taşınırken, törende bulunan herkes sanki nefesini tutmuş gibiydi. O anlarda her şey anlamını yitiriyor; sadece vatan uğruna canını feda edenlerin büyüklüğü kalıyordu. Komutanlar, devlet erkanı, aileler, silah arkadaşları… Hepsi aynı acının etrafında kenetlenmişti. Çünkü bu ülkede şehitlik, yalnızca bir kelime değil; millet olmanın temel harçlarından biridir. Hepimiz biliriz ki bu topraklar, adı tarihe altın harflerle kazınmış kahramanların emanetidir.
Bir kaza haberinin ardından gelen sorgulamalar elbette kaçınılmazdır. Bu tür felaketler bizlere, askeri uçuşların, teknik süreçlerin ve güvenlik prosedürlerinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Uçağın bakım durumu, hava koşulları, uçuş güvenliği, rota seçimi gibi pek çok unsur şu anda araştırılıyor. Millet olarak beklentimiz, sürecin şeffaflıkla yürütülmesi ve bu acının tekrar yaşanmaması için gereken tüm adımların atılmasıdır. Şehitlerimizin ardından yapılacak en büyük vefa, gelecekte benzer acıların önüne geçmektir. Çünkü onların fedakârlığı, alınacak her tedbirde, yapılacak her düzenlemede, atılacak her doğru adımda yaşamaya devam eder.
Ancak bugün, tüm bu teknik detayların ötesinde, esas olarak hissettiğimiz şey ortak bir yas, ortak bir minnet ve derin bir bağlılıktır. Bu kahramanlar, görevlerini tamamlayamadan aramızdan ayrıldılar ama vatan sevgisinin en yüce halini göstererek ölümsüzleştiler. Onların geride bıraktığı ailelere, annelere, babalara, eşlere, çocuklara söyleyecek söz bulmak zordur. Çünkü hangi söz bir annenin yüreğindeki ateşi söndürebilir? Hangi cümle bir evladın babasız kaldığı boşluğu doldurabilir? Yine de bu millet, acılar paylaştıkça azalır bilinciyle her zaman olduğu gibi kenetlenmeyi bilmiştir. Şehit aileleri yalnız değildir; milyonlarca insanın duası, desteği ve sevgisi onların yanındadır.
Bu olay, bize bir kez daha göstermiştir ki vatan nöbeti sadece sınırda tutulmaz. Bazen bir uçakta, bazen bir tatbikatta, bazen de uzak diyarlara yapılan bir görev uçuşunda kahramanlarımız canlarını ortaya koyar. Onların görev aşkı, cesareti ve sorumluluğu, bu ülkenin geleceğine duyulan inancın temel taşlarıdır. Bugün yası tutarken aynı zamanda şehitlerimizin ardında bıraktığı cesaret ve onur mirasına sahip çıkıyoruz. Onlar gökyüzünde birer yıldız oldular; bizler ise o yıldızların altında aldığımız nefesin sorumluluğunu taşıyoruz.
Sonuçta şehitlerimizi uğurladık belki, fakat aslında onları yalnızca ebediyete uğurladık; yüreklerimizden, hafızamızdan, tarihimizden değil. Her birinin adı bu milletin kalbine kazınmış durumda. Onlar, bu toprakların sessiz nöbetçileri; bizler ise onların emanetini taşıyan nesiliz. Allah hepsine rahmet eylesin; mekânları cennet, makamları âlî olsun. Milletimizin başı sağ olsun. Bu acı hepimizindir ve bu acının bize yüklediği sorumluluk, daha güçlü, daha bilinçli ve daha kararlı şekilde yolumuza devam etmektir.