NEŞİDE ŞAHİN
Yaz mevsiminin Antalya’da bitmek bilmeyen sıcakları artık bir yaşam biçimi haline geldi. Güneş, sabah erkenden pencerelere vuruyor, öğleye varmadan asfalta çöken ısı dalgası kenti bir fırına çeviriyor. Ne gölgede kalmak çare oluyor ne de denize girmek. Deniz bile, tuhaf bir biçimde, serinletmekten çok sıcak bir battaniye gibi sarıyor insanı. Antalya’da yaşayanlar iyi bilir; yaz, bir noktadan sonra güzelliğini değil, sabrımızı sınar.
Ve işte o sınavın en zor anında, tam da herkesin “Yeter artık!” dediği yerde gökyüzü değişir. Ufukta gri bir çizgi belirir önce. Ardından bir rüzgâr çıkar; evlerin panjurlarına, sokak lambalarına, palmiye yapraklarına dokunarak dolaşır. Hava serinlemez belki hemen ama o rüzgâr, içimize umut taşır. Çünkü biliriz ki, yağmur geliyor.
Yağmur… Antalya’nın belki de en çok özlenen misafiri. Yazın tozunu, nemini, yapış yapış havasını alıp götüren o kısa ama mucizevi ziyaret. Şehrin sokakları ıslanırken, herkesin yüzünde bir tebessüm belirir. Market önlerinde toplananlar, balkonuna çıkan komşular, çocuklarını pencereden baktıran anneler… Hep aynı sözü duyarız… “Oh, sonunda yağmur geldi!”
Son yıllarda mevsimler karıştı, yazlar uzadı, kışlar kısaldı. Yağmurun gelişi bile artık bir takvim sayfası gibi öngörülemez oldu. Ama yine de bu şehir, yağmurla bambaşka bir ruha bürünür. Yağmur, Antalya’ya sadece serinlik getirmez; sessiz bir hatırlatma gibidir. Doğanın, hâlâ bizden güçlü olduğunu, hâlâ kendi dengesini bulmaya çalıştığını söyler. Betonun, otelin, asfalta dönen portakal bahçelerinin arasında bile hâlâ yaşamın direndiğini hatırlatır.
Bir de o koku... Yağmurun toprağa ilk değdiği an yükselen o koku, çocukluğumuza götürür bizi. Tozlu sokaklarda yalınayak koşturduğumuz günleri, ılık bir yaz akşamında aniden bastıran yağmurda sırılsıklam olup gülüşmelerimizi hatırlarız. Şimdi aynı şehirde, belki arabamızın camına düşen ilk damlaları izlerken, içimizden aynı masum sevinç geçer... Yağmur yağıyor!..
Yağmurla birlikte şehir de yavaşlar. Trafik biraz daha dikkatli, insanlar biraz daha sabırlı olur. Belki bu yüzden yağmuru sevenler, sadece serinliği değil, o dinginliği sever. Gök gürlediğinde, pencereden içeri giren o rüzgâr perdesini havalandırırken, insanın içi de bir nebze temizlenir. Günün telaşı, yazın ağırlığı, kavurucu rutinin yükü bir anlığına kaybolur.
Evet, tam bunalmıştık. Ne geceleri nefes alınabiliyor ne sabahları ferahlık kalmıştı. Ama şimdi gökyüzü yeniden kımıldıyor. Bulutlar bir araya geliyor, serin bir esinti yüzümüze çarpıyor. Ve yağmur, usul usul beklediğimiz gibi geliyor.
Belki bir kahve yapmanın, pencere önünde bir battaniyeye sarılmanın, müzik açıp yalnızca yağmurun sesini dinlemenin tam zamanıdır. Çünkü Antalya’da yağmur nadirdir; geldi mi, kıymeti bilinir. Bu şehirde serinlik, sadece hava sıcaklığının düşmesi değildir. Bazen bir damlanın cama vuruşuyla, bazen bir bulutun gölge düşürmesiyle bile ferahlar insan.
Şimdi yağmurlar geliyor. Hem toprağa hem insana iyi gelecek.