NEŞİDE ŞAHİN
Eskiden bizim buralarda bir laf vardı… “Toprağı olanın karnı tok olur.” Şimdi bakıyorum da, ne toprağa değer kaldı, ne de o eski bolluk bereket. Beton yükseliyor, seralar bile lüks sayılıyor artık. Tarım yavaş yavaş elini ayağını çekiyor bu topraklardan. En çok da Antalya gibi bereketli ovaya, güneşe, suya doymuş bir memlekette içimiz acıyor bu gidişe.
Antalya deyince herkesin aklına deniz, kum, güneş geliyor. Ama Antalya’nın esas cevheri, toprağında saklı. Eskiden narenciye kokusu sinerdi sabah serinliğine. Portakal bahçelerinin arasından geçerdik okula giderken. Domatesin en hası, biberin en acıklısı, salatalığın en çıtırı bizim buradan çıkardı. Antalya sadece turistin değil, çiftçinin de cenneti idi. Serik’te, Kumluca’da, Finike’de, Elmalı’da... Her ilçesi bir başka ürünün memleketiydi. Ama şimdi ne oldu? Tarlalar yerini sitelere bıraktı. Her gün yeni bir inşaat, her hafta bir beton yığını daha...
Çiftçinin 3 dönüm serası vardı, şimdi birisi geliyor “burası imarlı oldu, sat kurtul” diyor. E satıyor tabii, çoluk çocuğun geleceği için. Bir kere para görüp toprağı bırakınca, bir daha dönen az. Halbuki o toprak satılmasa, torununa kadar bakar seni. Ama kısa vadeli kazanç uğruna, uzun vadeli bereketi heba ediyoruz. Tarım alanı artık ‘arsa’ olarak görülüyor. Bir zamanlar karpuz yetişen tarlada şimdi apartman yükseliyor. Domatesin kokusu yerine çimento kokusu siniyor burunlara.
Turizm önemli elbette, memlekete döviz bırakıyor. Ama unutmayalım ki, turist doyunca memnun olur. O doyuracak domatesi, salatalığı, zeytini kim üretecek? Her şeyi ithal edemeyiz. Dışarıdan gelen ürün hem pahalı olur, hem de kendi çiftçimizi batırır. Tarım olmazsa sofralarımız boş kalır. Bu yıl pazarda domatesin kilosu 30 lirayı geçti. Salatalıkla, biberle kavun karpuz yarışıyor. Her şey ateş pahası. Çünkü üretim azalıyor, çünkü çiftçi ekemiyor, çünkü tarım alanı kalmıyor.
Bir de gençler meselesi var. Eskiden delikanlılar baba mesleğini devralırdı. Şimdi genç, ne yapsın? Sabahın köründe tarlaya git, akşama kadar çalış, sonunda eline bir şey geçmesin... O da haklı. Ama destek verilse, değer gösterilse, emin olun yine dönerler toprağa. Antalya'da üniversiteler tarım bölümleri açıyor ama mezun genç, iş bulamayınca ne yapsın? Seraya mı girsin, zincir markete mi? Halbuki planlı destekle, eğitimle, teknolojik tarımla bu gençler ülkeyi doyurabilir.
Tarım alanlarını korumak devlet politikası olmalı. Belediyeler her boş araziye inşaat ruhsatı vermemeli. Toprak koruma yasaları işler hale getirilmeli. Ve en önemlisi, çiftçiye sahip çıkılmalı. Ürünü para etmeli, suyu ulaşılabilir olmalı, gübresi, mazotu desteklenmeli. Çiftçi kazanırsa üretmeye devam eder. Üretim olursa, fiyatlar düşer. Vatandaşın da sofrası şenlenir, karnı doyar.
Antalya sadece turizmiyle değil, tarımıyla da var olmalı. Yoksa deniz kenarında 5 yıldızlı otelde oturup aç kalırız. Çünkü toprak olmadan yemek olmaz. Sofra dediğin şeyin ilk maddesi topraktır.
Unutmayalım… Toprak giderse, geleceğimiz de gider.