NEŞİDE ŞAHİN
Antalya denince herkesin aklına deniz, güneş ve turist gelir. Yaz aylarında sokaklar kalabalıktır, dükkânlar doludur, esnafın yüzü güler. Herkes Antalya’yı zengin bir şehir sanır. Ama işin bir de kış tarafı vardır. O taraf pek görünmez, pek konuşulmaz. Kış gelince turizm neredeyse durur. Uçak sayısı azalır, otellerin çoğu kapanır. Turist gelmez. Yazın dolup taşan caddeler sessizleşir. Esnaf sabah dükkânını açar ama akşama kadar kapıdan giren çıkan olmaz. Saatler geçer, sadece sinekler dolaşır. Halk arasında buna sinek avlamak denir. Antalya esnafı kışın tam olarak bunu yaşar. Yazın kazanılan para kışa yetmez. Üç ay çalışılır, dokuz ay onunla geçinilmeye çalışılır. Ama giderler hiç durmaz. Kira aynıdır, elektrik faturası aynıdır, su aynıdır, vergiler aynıdır. Kazanç yoktur ama borç vardır. Esnaf çay içer, bekler, umut eder. Komşu dükkâna gidilir, hâl hatır sorulur. Herkesin derdi aynıdır. İş yoktur. Turizmcinin hali de farklı değildir. Yazın yoğun çalışır, kışın borç öder. Oteller personel çıkarır. İnsanlar işsiz kalır. Evine ekmek götüremeyen çok kişi olur. Antalya dışarıdan bakınca zengin görünür ama kışın fakirdir. Sessizdir, yorgundur, unutulmuştur. Devlet yaz aylarını görür ama kışı pek görmez. Teşvikler yazın vardır, destekler yazın vardır. Kış gelince esnaf kendi kaderiyle baş başa kalır. Oysa insan on iki ay yaşar. Esnaf da on iki ay ayakta kalmaya çalışır. Antalya sadece yazlık bir şehir değildir. Kışı da vardır. Kış turizmi gelişmeden, esnaf desteklenmeden bu sorun bitmez. Yoksa Antalya yazın gülen, kışın ağlayan bir şehir olmaya devam eder. Turizm cenneti denir ama bu cennetin kışı çoğu kişi için çok zordur. Bunu görmek ve anlamak gerekir.