NEŞİDE ŞAHİN
Bu hafta takvimler 2-8 Kasım tarihlerini gösteriyor. Lösemili Çocuklar Haftası’ndayız. Sokakta turuncu bir kurdele, turuncu bir tişört görürseniz şaşırmayın. Çünkü o turuncu yalnızca bir renk değil, bir mesajdır: “Yalnız değilsiniz!”
Lösemi…
Adını duyduğumuzda bile içimizi ürperten, özellikle çocukları etkilediğinde yüreğimizi burkan bir hastalık. Ancak korkunun yanında bir gerçeği de unutmamalıyız: Çocukluk çağı lösemilerinde erken tanı ve doğru tedaviyle başarı oranları oldukça yüksektir. Yani lösemi, artık yalnızca korkuyla anılması gereken bir hastalık değildir. Umudun, mücadelenin ve dayanışmanın da adıdır.
Fakat mesele yalnızca ilaçlardan, hastanelerden ve tedavilerden ibaret değil.
Lösemiyle mücadele eden çocuklar aylarca hastane odalarında kalabiliyor. Okullarından, parklarından, arkadaşlarından ve alıştıkları hayatın güzelliklerinden uzaklaşıyorlar. Anne ve babaları ise bir yandan çocuklarının tedavisi için mücadele ederken diğer yandan hastane koridorlarında umutla güzel haber bekliyor.
İşte tam da bu nedenle Lösemili Çocuklar Haftası çok önemli.
Çünkü tedavinin bir tarafında doktorlar, sağlık çalışanları ve bilim var; diğer tarafında ise bizim sevgimiz, desteğimiz, anlayışımız ve dayanışmamız… Bazen bir tebessüm, bazen bir güzel söz, bazen de küçücük bir destek, o çocukların dünyasında büyük bir anlam taşıyor. Bir çocuğun yüzündeki gülümsemenin ne kadar kıymetli olduğunu bize yeniden hatırlatıyor.
Peki, biz ne yapabiliriz?
Aslında çok büyük şeyler yapmamıza gerek yok. Önce bilinçlenebiliriz. Çocuklarda geçmeyen ateş, belirgin halsizlik, ciltte solukluk, nedensiz morarmalar, kemik ağrıları ve iştahsızlık gibi belirtiler görüldüğünde bunları önemseyebilir, vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurabiliriz. Elbette bu belirtilerin farklı nedenleri de olabilir; önemli olan ihmal etmemek ve uzman görüşü almaktır.
Sonra farkındalık oluşturabiliriz. Bir turuncu kurdele takabilir, turuncu giyebilir, çocuklarımıza löseminin bulaşıcı olmadığını anlatabiliriz. Lösemi tedavisi gören çocukların arkadaşlarından uzaklaştırılmaması, dışlanmaması ve ayrımcılığa maruz kalmaması gerektiğini öğretebiliriz.
Bu hafta Antalya’da, Türkiye’nin dört bir yanında turuncuyu giyelim. Ancak bunu yalnızca fotoğraf paylaşmak, sosyal medyada bir etiket kullanmak için yapmayalım. #TuruncuyuGiy diyerek umuda ortak olalım, farkındalığı büyütelim, dayanışmayı gerçek hayata taşıyalım.
Çünkü lösemiyle mücadele eden çocukların ihtiyacı yalnızca tedavi değil; sevgi, anlayış, arkadaşlık ve umut…
Unutmayalım; bir çocuğun elini tutmak, ona yalnız olmadığını hissettirmek, bazen dünyadaki en güçlü desteğe dönüşebilir.
Lösemi değil, umursamazlık büyümesin. Korku değil, umut yayılsın.
Bu hafta turuncuyu giyelim. Bir çocuğun umuduna renk katalım.