NEŞİDE ŞAHİN
Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugün itibarıyla yeni yasama yılına resmen başladı. Açılış töreni, her zamanki gibi siyasi mesajların, lider konuşmalarının ve protokol selamlaşmalarının gölgesinde gerçekleşti. Ancak bu yılki açılış, geçmiş yıllardan bir farkla daha dikkat çekici… Ekonomi, kelimenin tam anlamıyla Meclis’in merkezine yerleşmiş durumda. Enflasyonla mücadele, bütçe açığı, vergi reformu, asgari ücret, emeklilik sistemi ve tarımsal destekler gibi temel başlıklar, bu yasama döneminin sıcak gündem maddeleri olacak.
Yeni yasama yılına girerken Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durum sadece teknik bir değerlendirmeyi değil, siyasi bir kararlılığı da zorunlu kılıyor. TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon %60’lara dayanmış durumda, fakat çarşı pazarda hissedilen gerçek enflasyonun bu oranın çok daha üzerinde olduğu, artık toplumun her kesimi tarafından dile getiriliyor. Asgari ücretlinin alım gücü her geçen gün azalıyor, orta sınıf neredeyse yok olma noktasına geldi. İş dünyası ise yüksek faiz oranları ve belirsizlikler nedeniyle yatırım yapma konusunda tereddütlü. Bu ekonomik tablo, Meclis'in önünde büyük bir sorumluluk yüklüyor. Artık günü kurtaran adımların değil, yapısal reformların zamanı. Ancak bu reformların “fatura kime çıkacak?” sorusu etrafında nasıl şekilleneceği, siyasetin ve toplumsal dengenin yönünü belirleyecek.
Yeni yasama yılında Meclis’in önüne gelmesi beklenen bazı önemli ekonomik düzenlemeler bulunuyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın uzun süredir üzerinde çalıştığı vergi reformu paketi, bu dönemde Meclis'e sunulacak en kapsamlı düzenlemelerden biri olacak. Türkiye'de vergi yükünün büyük bir kısmı dolaylı vergiler üzerinden alınıyor. KDV, ÖTV gibi tüketim vergileri, özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşları daha fazla etkiliyor. Yeni reform paketinin, dolaylı vergilerin azaltılması ve doğrudan vergilerin artırılması yönünde adımlar içermesi bekleniyor. Ancak bu, siyasi açıdan oldukça riskli bir alan. Büyük sermaye gruplarının vergi istisnalarının kaldırılması gibi adımların atılıp atılamayacağı merak konusu.
Yüksek enflasyon karşısında asgari ücretin erimesi ve emekli maaşlarının yetersizliği de halkın doğrudan hayatına etki eden başlıklardan. Özellikle 2024 sonunda yapılacak olan yeni asgari ücret belirleme süreci öncesinde, Meclis'te bu konuların sıklıkla gündeme gelmesi bekleniyor. Emekli maaşlarına yapılacak olası iyileştirmeler ise siyasi partiler için önemli bir rekabet alanı olacak.
Geçtiğimiz haftalarda açıklanan Orta Vadeli Program (OVP), hükümetin önümüzdeki üç yıl için ekonomik hedeflerini ortaya koydu. Bu program çerçevesinde yapılması planlanan yapısal reformların büyük bölümü yasama desteği gerektiriyor. Eğitimden tarıma, sanayiden dijital dönüşüme kadar birçok başlıkta atılacak adımlar, Meclis’in performansına bağlı olacak. Aynı şekilde, bütçe disiplini ve kamu harcamalarının kontrolü de yeniden gündeme gelecek. Kamuda tasarruf tedbirleri, lüks harcamaların önüne geçilmesi, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi uygulamalar, halk nezdinde önemli bir güven testi olacak.
Ekonomik kriz sadece kentli tüketiciyi değil, kırsaldaki üreticiyi de etkiliyor. Girdi maliyetleri altında ezilen çiftçiler, desteklenmediği sürece gıda enflasyonunu kontrol altına almak da mümkün değil. Bu nedenle tarımsal desteklerin artırılması, ithalat bağımlılığının azaltılması ve yerli üretimin teşvik edilmesi, Meclis gündeminde daha çok yer bulmalı. Gıda fiyatlarındaki dalgalanma sadece sofraya değil, seçim sandığına da doğrudan etki ediyor.
Tüm bu başlıklar, teknik olduğu kadar siyasi açıdan da oldukça hassas. Muhalefetin etkili bir denetim ve yapıcı bir muhalefet sergileyip sergileyemeyeceği, iktidarın ise gerçekten reform iradesine sahip olup olmadığı, bu yasama yılının rotasını çizecek. Çünkü ekonomik sorunlar artık ertelenemeyecek kadar yakıcı bir hal aldı. Toplumun farklı kesimlerinin temsilcisi olan milletvekillerine düşen görev, bu dönemde daha da ağırlaştı. Halk, sadece kürsüde yapılan konuşmaları değil, icraatları görmek istiyor. “Konuşan Meclis” değil, “çözen Meclis” beklentisi yüksek.
Ekonomi, sadece rakamların değil, aynı zamanda güvenin meselesidir. Güven ise şeffaflık, öngörülebilirlik ve adaletli paylaşım olmadan inşa edilemez. Bu yasama yılı, Türkiye’nin ekonomik sorunlarını köklü biçimde çözebilecek yasaların yapılacağı, sosyal adaletin ve gelir dağılımının yeniden sağlanacağı bir dönem olabilir. Ancak bunun için cesaret, vizyon ve toplumsal uzlaşıya ihtiyaç var. Gözler artık Meclis'te. Masadaki dosyalar ağır, beklentiler büyük. Siyasetin bu beklentilere ne ölçüde cevap vereceği, sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal geleceğimizi de belirleyecek.