NEŞİDE ŞAHİN
Yeni yıl yaklaşırken insanın içine garip bir telaş düşüyor. Sanki takvimdeki yapraklar hızlanıyor da biz yerimizde sayıyoruz. Daha dün “bu sene neler yapacağım” diye düşünürken, bugün “nerede kaldı bu yıl” diye sorar hale geliyoruz. Sokaklarda ışıklar yanıyor, vitrinler süsleniyor, radyoda aynı şarkılar dönüp duruyor. Ama bütün bu parıltının altında herkesin aklında üç aşağı beş yukarı aynı sorular var: “Bu yıl bana ne kattı, benden ne aldı?”
Yeni yıl yaklaşırken çarşı pazarda da bir hareket başlıyor. Kimi yılbaşı sofrası için alışveriş peşinde, kimi indirim kovalıyor, kimi de “aman boş ver” deyip evine ekmek götürmenin derdinde. Hayat işte… Herkesin yeni yılı karşılayışı başka. Kimi için umut, kimi için hesap günü. Kimi “bu yıl benim yılım olacak” diye içinden geçiriyor, kimi de “şu borçlar bir bitsin yeter” diyor.
Halk arasında derler ya, “yeni yıl yeni umut.” Doğru mu? Doğru belki ama eksik. Yeni yıl, eski dertlerle geliyor çoğu zaman. Takvim değişiyor ama alışkanlıklar yerli yerinde duruyor. Aynı yollardan gidip geliyoruz, aynı insanlara dert yanıyoruz, aynı hayalleri erteliyoruz. Yine de insanın içi durmuyor; bir yerlerden umut sızıyor. Çünkü umut dediğin şey, insanın ekmeği gibi, suyu gibi. Olmadan olmuyor.
Yeni yıl yaklaşırken geçmişe dönüp bakmamak elde değil. “Nerede hata yaptım, nerede doğruyu buldum?” diye düşünüyor insan. Kimi dostluklar yarım kalmış, kimi hayaller yolda düşmüş. Ama bir de kazanılanlar var: Sabretmeyi öğrenmek, susmanın bazen konuşmaktan daha güçlü olduğunu anlamak, azla yetinmenin değerini bilmek… Bunlar da az şey değil hani.
Bir de büyük laflar vardır bu zamanlarda. “Bu yıl çok çalışacağım, spora başlayacağım, erken yatacağım, kendime bakacağım…” Liste uzar gider. Çoğu da daha ocak bitmeden rafa kalkar. Ama kimse kimseyi kandırmasın; insan değişmek istiyorsa takvime bakmaz. Yine de yeni yıl bir bahane, bir başlangıç hissi veriyor. Belki de bize lazım olan tam da bu: “Hadi bakalım, yeniden dene” diyebilmek.
Yeni yıl yaklaşırken büyük beklentiler yerine küçük sevinçler koymak lazım cebimize. Sabah sıcak bir çay, akşam eve sağ salim varmak, sevdiklerinle iki laf etmek… Hayat dediğin bunlardan ibaret zaten. Kocaman mucizeler ararken elimizdekileri kaçırıyoruz çoğu zaman. Oysa mutluluk, çoğu gün kapının önünde bekliyor da biz bakmıyoruz.
Bir de şunu unutmamak gerek: Yeni yıl herkes için aynı gelmiyor. Kimi gülerek giriyor, kimi gözleri dolu dolu. Ama takvim kimseyi ayırmıyor; hepimize aynı sayfayı açıyor. O sayfayı nasıl dolduracağımız da biraz bizim elimizde. Elimizde olmayan çok şey var, doğru. Ama bir selam vermek, bir gönül almak, bir yanlışımızdan dönmek hâlâ mümkün.
Velhasıl yeni yıl yaklaşırken ne çok şey bekleyelim ne de umudu tamamen bırakalım. Ayağımız yere bassın ama başımız da öne eğik olmasın. Geçmişten ders alalım, geleceğe de bir şans verelim. Belki her şey düzelmez ama belki biz biraz daha güçleniriz. Bazen mesele dünyanın değişmesi değil, bizim dünyaya bakışımızın değişmesi…
Yeni yıl kapıda. Kimine bereket, kimine sabır, kimine de sadece biraz nefes olsun. Hepimize az dert, çok dayanma gücü getirsin. Gerisi bir şekilde hallolur. Çünkü bu memleketin insanı, her şeye rağmen ayağa kalkmayı bilir.