NEŞİDE ŞAHİN
Zeytin ağaçları bu toprakların sessiz tanıklarıdır. Binlerce yıldır kök saldıkları her yerde barışın, bereketin, emeğin simgesi olmuşlardır. Ama bugün, ne yazık ki, o kökler sadece toprağa değil, çaresizliğe de tutunuyor. Çünkü artık zeytin üreticileri kazanmıyor.
Bir zamanlar altın değerinde olan zeytinyağı, bugün üreticinin elinde adeta ağırlık yapıyor. Hasat zamanı geldiğinde traktörlerle dolan zeytinlikler, emeğin değil, endişenin sahnesine dönüşüyor. Üretici sabahın ilk ışığıyla dalın dibine eğiliyor, her taneyi tek tek topluyor ama sezon sonunda eline geçen kazanç, harcadığı emeğin karşılığını bile bulamıyor. Gübre, ilaç, işçilik, mazot… Her şey katlanarak artıyor, ama zeytinin fiyatı yerinde sayıyor.
Üretici için denklem çok basit ama sonucu hep acı: Ne kadar çok çalışırsa o kadar az kazanıyor. Zeytin, artık bir geçim kaynağından çok bir borç kalemine dönüştü. Ziraat odaları, kooperatifler, üretici birlikleri her yıl aynı cümleyi kuruyor: “Maliyetler arttı, fiyatlar düşmedi.” Ama bu çağrılar bir türlü karar vericilere ulaşmıyor. Üretici ise sessizce toprağa eğilip “Belki gelecek yıl” diyor, o da umut etmekten başka çare bulamadığı için.
Oysa bu topraklarda zeytin sadece bir ürün değildir. O, kültürdür, gelenektir, yaşam biçimidir. Her zeytin ağacı bir hikâye anlatır: Dededen toruna miras kalan bir tarla, her yıl bereket umuduyla yapılan ilk hasat duası, çocukken dallarına tırmanılan o ağaç… Şimdi ise o hikâyeler birer birer kayboluyor. Gençler köyü terk ediyor, yaşlı üreticiler ise “Artık bu iş yürümüyor” diyerek zeytinliğini satmayı düşünüyor.
Peki, suç kimde? Belki sistemde, belki piyasanın acımasız dengesinde, belki de tarıma verilen değerin eksikliğinde. Türkiye dünyanın en kaliteli zeytin ve zeytinyağlarından bazılarını üretiyor ama bu değerin karşılığını üretici alamıyor. Market raflarında ithal zeytinyağı şişeleri parlıyor, oysa yerli üretici zeytinini maliyetine bile satamıyor. Aradaki farkı kim kazanıyor, kim kaybediyor; aslında hepimiz biliyoruz.
Bir ülkenin kalkınması sadece fabrikalarla, borsalarla ölçülmez. Tarladaki üretici gülüyorsa, o ülke gerçekten güçlüdür. Zeytin üreticisi kazanmıyorsa, biz aslında hep birlikte kaybediyoruz. Çünkü bu sadece bir ekonomik mesele değil, kültürel bir yitiktir.
Belki bir gün, yeniden hak ettiği değeri bulur zeytin dalı. Belki üretici, “Bu yıl emeğimin karşılığını aldım” diyerek hasat sepetini gururla doldurur. Çünkü bu ülkenin toprakları hâlâ verimli, zeytin ağaçları hâlâ umut dolu. Yeter ki biz, o umudu yaşatacak adımları atalım.
Toprağın hakkını veren bir ekonomi, üreticinin emeğine saygı duyan bir sistem… İşte o zaman gerçekten bereketli bir ülke oluruz. Yoksa zeytinlikler susar, dallar kurur, sofralar eksilir. Ve bir gün fark ederiz ki, en değerli hazinemiz olan zeytini, kendi elimizle kaybetmişiz.